Blog

Uluslararası Dünya Barış Günü


Uluslararası Barış Günü’nün İlanı

“En kötü barış, en haklı savaştan iyidir.” Cicero

İlanı bile savaşın etkisiyle yapılan bu özel gün, ilk olarak Varşova Paktı üyelerinin Almanya’nın Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nın başlattığı tarih olan 1 Eylül tarihinde “Dünya Barış Günü” olarak kabul edilmiştir. Daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde her Eylül’ün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etmiştir. Ancak yıllar sonra 7 Eylül 2001 tarihinde Kurul, 21 Eylül’ü Barış günü duyurmuştur.



Dünya Barış Günü, ilanının kendi içinde tarihsel bir süreci olmakla birlikte asıl dikkat çekici ve dramatik olan böyle bir güne neden ihtiyaç duyulduğudur. Dünya barışı, tüm dünya insanlarının mutlu ve barış içinde yaşama ülküsüdür. Bireylerin yalnız başına yaşam ve hayatın girdilerini oluşturan, sosyal, siyasal, ekonomik ve güvenlik gibi unsurları tek başına yada sadece ailesi ile birlikte karşılaması düşünülemez. Bu unsurların sağlanmasının en kestirme yolu olan toplumsal bir kurum oluşturarak, bireysel güç ve kaynakların toplum adına bireyden topluma arzı gerekliliği sonucu doğmuştur. Bu unsurların, belirli bir toplumun organı olma yolunda bireyi zorladığı kaçınılmazdır. Belirli bir toplumun ferdi olmak, bireysel dürtü ve davranışların, sosyal dürtü ve davranışlardan daha az önemli olduğu gerçeği ile bireyi karşı karşıya bırakacaktır. Bireyler daha güzele ve doğruya yatkın bir ruh çizgisinde salınırken, toplumun beklenti ve idealleri bireyi daha çirkin ve yanlışa itecektir. Buna sosyal ihtiyaçlarının sağlanması karşılığında boyun eğen birey, dürtülerinin, hayattan beklentilerinin doğrudan yanlışa doğru evrildiğini çaresizce kabul edecek kan ve savaş çığırtkanlığı yapan çoğunluğun bir üyesi ve hatta ateşli bir savunucusu olacaktır. İkinci Dünya Savaşı’nda toplama kamplarında acımasızca katledilen insanların, ne ve hangi ülkü amacıyla, hangi ideale hizmet etmek uğruna katledildiklerinin başka açıklaması yoktur. Burada ana sorunumuz toplumsal dinamizme yön veren kişi yada kişilerin, toplumsallaşmaya zorlanmadan önce güzele ve doğruya yatkın olan ruh halinin nasıl olur da bu kadar kana ve göz yaşına susamış bir şekilde ortaya çıkabilmesidir.
Birey ve toplumların hafızalarına bazı özel günlerin tarihlerini nakşederek, ulusların huzur ve barış içinde yaşama ülküsünün devamlılığını sağlayamayız. Zira bireysel çıkarların, toplumsal çıkarların, sosyal doku ve coğrafyaya göre değişkenlik göstereceğini biliyoruz. Kaldı ki bireyden topluma yada tersi yönünde cereyan edecek olayların alt yapısını oluşturacak, menfi yada müspet tüm ideoloji, ülkü yada hedefler bir diğer birey ve toplumun rahatını az yada çok kaçıracaktır. Zira Dünyanın kaynakları; havası, suyu, ekolojik dengesi, tarımı, vb… daha sayabileceğimiz diğer kaynakları standart sapması bulunmakla birlikte belli ve ölçülebilirdir.
Dünya Barış Günü ilanından hemen sonra Kurul’un neleri görüştüğünü kayıtlara bakmasak da aşağı yukarı tahmin edebiliriz. Zira BM’in dünyanın en büyük ülkelerinin arzu ve isteklerine göre dizayn edildiğini, veto haklarının hangi ülkelerde olduğunu biliyoruz. Amerika kıtasını, Cezayir’i, Fas’ı, Afrika kıtasını sömürenlerin, kaynaklarını kaçıran ve orada ki insanları köleleştiren, bunu 18. Ve 19.yy politikalarının ana itkisi olarak kabul eden ülkelerin 21 Eylül’ü “Uluslararası Barış Günü” ilan ettiğini biliyoruz. Bu kısa ve öz olarak şunu anlatıyor bize; hali hazırdaki kaynakların bölüşümünü kabul etmeyen toplumların, ülkelerin 21 Eylül’ü sadece kutlanacak bir gün olmaktan ileriye götürmeyecekleri kesindir. Sınırlarında bulunan kaynakları kabul etmeyen, bu kaynaklara göre ekonomik yapısını oluşturmayan, sömürüyü ve insan unsurunu hiçe sayan ülkeler ve toplumlar asla diğerleriyle barışamayacaklardır. Bireysel dürtülerimizi, sosyal isteklere kurban etmemeyi öğrenirsek, insan ve insana dair olanın, hayvan ve hayvana dair olanın, doğa ve doğaya dair olanın kutsiyetini kabul eder ve bu uğurda bir tarafı olduğumuz toplumu daha güzele ve iyiye zorlamazsak “Barış” içi boş bir kelime olmaktan öteye gidemez.

Bizden olmayanın, rengi farklı olanın, hacmi ve kütlesi farklı olanın, coğrafyası farklı olanın haklarını kendi toplumumuz adına yok saymayı bırakmadığımız sürece daha çok kan ve göz yaşına meftun olacağız.

Barış Çakmakçı